28 Nisan 2009 Salı

Çakıl taşlarım...


Eskilere gittim… Genç kızlıktan çıkıp olgunluğa adım attığım o yıllara…
Üniversite yıllarına döndüm Sertab’ın o eski şarkısıyla…

Kafamı boşaltmaya çalışırken şarkının o sözcükleri birikti içime, sonra yazıya döktü kendini…
Ayrılıklarım geldi aklıma, ayrılışlarım…
İşte bu yüzden her “vurulduk” dediğinde yalnızlığımı tekrar farkettim…
Üzüldüm…

Dost sandıklarım…
Sevgili sandıklarım…
Hiç ayrılmam dediğim canım insanlarım…

Ya vefasızlıktan oldu ayrılık…
Ya hasetlikten...
Dönüşü olmayan en keskin ayrılık; ölüm.


“Vurulduk ince ince…
Ayrılıklara bölündük
Farketmedik senelerce yalnızlıkla büyüdük”

Tekrar tekrar dinledim.
Üzüldüm...

Büyüdükçe yalnızlaştık.
Bölüne bölüne tekil olduk.
Bir birey.

Büyüdün artık çocuk.
Bir birey oldun.
Ceplerinde çakıl taşları kaldı; hüzünlerin…
Denize at şimdi onları.
Bakalım ne kadar uzağına atacaksın?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder