12 Mayıs 2009 Salı

Annem'e...

Bence, seninle tamamen zıt karakterlerdeyiz.
Sen; daha konuşkan, merak eden,soran, ben ise vantrilok.
Sen, hep pratiksin, ben ise eli ağır.
Sen, aklına geleni çekinmeden hemen söylüyorsun. Ne varmış utanacak, sakınacak.
Ben ise hep yutkunan,sesi çıkmayan uslu çocuk.
Hele kafana bir şey mi taktın, hiç onu büyütüp kahır etmezsin. O kötü halinden sıyrılmak, kapıyı çekip gitmek kadar kolay senin için. Oysa, senin gözünde ben, tam bir dert yuvası.

Günaşırı eğlencen, kağıtlarda şansı aramak. Gezmek, alışveriş yapmak en büyük tutkun. Hele beraber alışverişe çıkmak seninle, çok daha güzel ve zevkli. Sen benim moda editörüm, sabırlı yol arkadaşım... En güzeli bilen hep sensin annem. Bundandır sana sık sık ne giyeceğim diye akıl danışmalarım. Pronovias’ın 2009 koleksiyonunu benden önce farketmişsin. Tebrikler annem :)

Gönlü geniş derler ya hani öylesin. Darmıyorsun insanı. Ne zaman denk gelse dalgasını geçersin kahpe hayatla, bir anda kahkahanı patlatırsın. O anlar, kahkahaların arasından
“Nazan, çok hoşsun” duyulur arkadaşlarından. Kardeşlerin en neşelisi, dostların bulunmaz enerjisi oluverirsin annem.

Ama yazık ki, bir tek, hayallerini biriktirememiş bu anne yüreğin.
Kendine kalmamış hayalin. Ya biriktirmemiş ya da yetirememişsin...
Sana en büyük hayalimi anlatmaya çalıştığımda, yazar olmak istediğimi söylemeye çalıştığımda da farkettim , hayallerin uzağında kalmışsın.
Uzağında kalmışsın arzularının...
Anneannem çizmiş yol haritanı. Evliliğin de buna en güzel örnek.
Lise sonda nişanlanmış sonra ne olduğunu bilemeden evlendirilmişsin.
Kendi seçimin değilmiş, seçme hakkını tanımamışlar başka isteklerinde de…
O yüzden hiç yürekten inanmamışsın kendine, hiç hayallerine yer vermemişsin.
Eskidenmiş onlar, çok eskide kalmış…
Gözün sonradan açılmış ama bu sefer açıldığında gözlerini bağlamışlar...
Avucunun içine bir dünya bırakılmış. Sınırları çizilmiş...Belli çok uzağında kalmışsın hayallerin...

Ah annem…
Ben, öyle olmamaya söz verdim annem. Hem senin, hem kendi adıma sözüm bu. Kimseye, eşime bile boyun eğmemeye, kaderimi başkalarının eline asla bırakmamaya söz verdim. Benim ölene dek sözüm bu.

Kimin bir ikinci hayat şansı var ki bu dünyada? Öyleyse, kendi mutluluğunu hiç hafife alma anne. Biliyorum, senin içinde ne cesur iş kadınları var, ama sen onlara fırsat vermeyi bile bilememişsin. Babamdan daha yatkın tüccar aklın var. Oysa aklını, sadece hani o bildik “akşam pazarlık”larında harcıyorsun, yazık… Halbuki, ne cevherler çıkar senden. Parlak fikirlerin gizli yaratıcısısın.

Gücenme ama, en ufak bir şey söylesem- bak söylesem diyorum, anlatsam bile değil- soruyorsun, sordukça yine başka sorular geliyor arkasından. Hani afakanlar basar ya insana, o an, inan ben öyleyim senin karşında. Çünkü ben konuşmayı, hele hele öyle detaylı anlatmayı pek sevmem. Ama bunu bir türlü sana öğretemedim annem…
Yazıyla anlaşsak- ki o da olmaz… Neyse ki sabırla cevaplarımı alıyorsun ama unutma geride sıkılgan bir can bırakıyorsun. Doğrusu, senin o önemli soruların, benim için boş sorgulamalarım…. Hadi artık ben büyüdüm, bunu kabul et. Artık, başka konulardan konuşalım. Mesela bana ne olmak istediğimi sor, hiç sormamışsın…Bu dünya üstüne hiç konuşmamışız, tartışmamışız sanki. Böyle bir akıl alışverişi olmamış aramızda. Sohbetlerimiz hep gündelik konuşmalar, evhamlar içermiş. Sadece tembihle, nasihatla sınırlı kalmasaydı keşke bana söylediklerin, aklıma akıl katsaydı. Başka düşüncelere de açık olmalıydı sohbetlerimiz… Gelecek hakkında, ilişkiler hakkında daha akılcı konuşabilseydik keşke… Biliyorum keşkeler işe yaramaz bundan sonra. Ben nerdeyse 30 yaşıma varıyorum, sense anneanne olacak yaşa gelmişsin. Genç bir anneanne adayı.

Biliyorum belki bunları bu kadar açık söylemem gerekirdi. Seni kırabilirim... diye düşündüm de… Ama dedim sonra, anne yüreği geniştir affeder, şefkat doludur. Her zaman kollarını açık duracak bana ve çok iyi biliyorum ben yine o kollara sarıp sarmalanacağım. Benim eşi bulunmaz karşılıksız , saf sevgi yumağım… Bak yine bir gün , yine sana sığındım, eşi bulunmaz sevgim, sevgilim; annem… Bunları sana yazdım…

“Bugün benim doğumgünüm…
Yine sıcak bir Cumartesi gözlerimi açmışım dünyaya.
Şimdi ise gözümü açtığım o parlak görünen dünya, bulutlarını salmış üstüme…
Gözümü açsam güneşimi göremiyorum.
Bulutlar mı saklamış güneşi veya o bir dağ arkasına saklanmış?
Hangi çiçeğe gönül vermekte bilmiyorum…
Yoksa en kötüsü, kara boyalar mı sürmüşler güneşimin üstüne?
Işığı düştükçe, belli karası akıyor ruhuma…
Kara, keder bırakıyor geriye…
Kederin kalemiyle kaderin çiziliyor...
Hayat, yine onun elinden çıkıyor…

Bir an ,gözlerimi yumup anne karnındaki gibi mutlu ve huzurlu olmayı deniyorum.
Kimseyi duymadan…
Kimseyi görmeden…
Yanımda bir annem benimle olsun yeter…”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder