İçimde binbir çeşit bir ben var… Kimi zaman uysal, sakin, korkak. Kimi zaman savaşçı, şiddet zırhlı bir ben var… Şehvet düşkünü. Masum. Arsız. Onurlu. Çingene… Her gün öğrendiğim, bir başka kimliğim var.
Bu sabah, makale okurken vakitsiz bir müzikle gerilen ve birden hayvana dönüşen bendim.
Suçluyum.
Korkaklığımdan yaptım.
Ama gene de suçluyum. O çöpü kafana atan hain, bendim.
Özür dilemeyi de bilip onurlu olmaya çalışan gene ben.
Çok utandım. Öyle sıkıldım ki kendimden. Nefes alışımı yavaşlatıp kendimi boğmak istedim.
Vicdanım çok sızladı, ılık ılık kanlar aktı içimden.
Pişman oldum. Tanrı’dan beni affetmesi için yalvardım. Bir daha böyle bir şey yapmayacağım için söz verdim. Korktum kendimden. Aklıma gelen tüm duaları okudum. İçimde hırlayan köpeği susturdum.
Öyle bir anla kesişti ki bu durum, tekrar okumaya geri döndüğümde bir cümle beni öyle şaşırttı ki.
Şöyle diyordu “ Olaylara anlam yükleyen, hayatınızı kalabalıklaştıran insanları yaratan sizlersiniz. Onların manevi, insanı niteliklerinden, eylem ve tepkilerinden siz sorumlusunuz.”
Eğer bu cümleyi, olay gerçekleşmeden beş dakika önce okumuş olsaydım sanırım durumum çok farklı olacaktı. Bilincimi kaybetmeyecektim. Akıllıca hareket edebilecektim.
Yalvarıp yakarışım, bu cümleyi okuduktan sonra bitti. Vicdanımı sorgulamam, başladı.
Aynalara bakarken kendimle kaldım.
Baş başa.
Arınmaya çalıştım.
2 Mayıs 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
