28 Nisan 2009 Salı

Çakıl taşlarım...


Eskilere gittim… Genç kızlıktan çıkıp olgunluğa adım attığım o yıllara…
Üniversite yıllarına döndüm Sertab’ın o eski şarkısıyla…

Kafamı boşaltmaya çalışırken şarkının o sözcükleri birikti içime, sonra yazıya döktü kendini…
Ayrılıklarım geldi aklıma, ayrılışlarım…
İşte bu yüzden her “vurulduk” dediğinde yalnızlığımı tekrar farkettim…
Üzüldüm…

Dost sandıklarım…
Sevgili sandıklarım…
Hiç ayrılmam dediğim canım insanlarım…

Ya vefasızlıktan oldu ayrılık…
Ya hasetlikten...
Dönüşü olmayan en keskin ayrılık; ölüm.


“Vurulduk ince ince…
Ayrılıklara bölündük
Farketmedik senelerce yalnızlıkla büyüdük”

Tekrar tekrar dinledim.
Üzüldüm...

Büyüdükçe yalnızlaştık.
Bölüne bölüne tekil olduk.
Bir birey.

Büyüdün artık çocuk.
Bir birey oldun.
Ceplerinde çakıl taşları kaldı; hüzünlerin…
Denize at şimdi onları.
Bakalım ne kadar uzağına atacaksın?

14 Nisan 2009 Salı

Bir derdim var benim...

Bahar, niye beni aldattın?

Bir derdin mi vardı benimle?

Oysa sana nasıl sevgimi anlatmıştım güneş yüzünü gördüğümde...
Yüzümde güller açmıştı.
Nasıl da şarkılar söylemiştim deniz kenarında...
Güneş batımında denizin o büyülü dansına tanıklık etmiştim.
Biliyordum; artık yağmur getiren bulutlar başka dağların arkasındaydı...
Ağaçlar sevinçten çiçek açıyordu.
Çocuklar, mutluluklarını gökyüzü ile paylaşıyordu uçurtmalarıyla...
Yelkenlerini açıyordu denizciler...
Tüm bunları, hiç görmeyecek kadar kör müydün?

Peki neydi bana olan garezin?
Anlamadım...

Daha dün, hava yirmibeş derece sıcaklıktayken tirtir tirtedim yüksek ateşten.
Başım, kemiklerim, her yerim ağrıyordu.
Şiddetli ağrıdan yatarken başımı sıkıyordum.
Hatırladıklarım kafamı zorluyor, anları çabuk unutuyordum.
Üşüme, terleme seansları, geceleri beni yanlız bırakmadı.
Şimdi geriye solgun bir yüz bıraktın.
Keyifsizim, umut dalım sanki kırılmış gibi...

Oysa sen gene, şaka gibi, yağmurlarını sürdün yine gökyüze...
Bir derdin mi var anlamadım...
Kimle derdin yahu senin?
Benimleyse sorunun, sağol, ben kendi hesabıma düşeni ödüyorum.

Yakamdan düş artık ateş!
Seni bir daha istemiyorum!
Çok şükür, artık iyileşiyorum :)

Meydan okuyorum sana bahar.
Ben geliyorum...

11 Nisan 2009 Cumartesi

7 notaya 7 renk indi gökkuşağından...


DO:
Akşamdan kalan kırmızı bir gül şifonyerin üstünde…Bir not iliştirilmiş yanına…Kısa, kesik bir son: “elveda”.

RE:
Bahar , yeşile boyamıştı dağın eteklerini…ve yeşil, can bulmuştu filizle.

Mİ:
Göğe bakıp gülümsedikçe güneşin rengi yansıdı yaprağına…Sevinçle sarı sarı açıldı ayçiçeği sabahın ilk ışıklarında…

FA:
Huzura doğru yolculuk turkuaz denizlerde…

SOL:
Bulutlarından sıyrılmış masmavi gökyüzünde ufuklara kanat çırpıyordu martı…

LA:
Mor bir gecelik üstünde, cazibesini de yanına almış aşkını bekliyordu gecenin büyüsünde…

Sİ:
Neşeli turuncu bir kelebek, çiçek sanıp kondu küçük kızın lülelerine…

Yakamoz

Denizlere sorarsan, sana beni anlatırlar...
İyi dinlersen eğer, hüzünlü gözlerimden akıttığım sırlarımı sana fısıldarlar.
Kimbilir yine bir günbatımında, vapurun arkasından koşan martının kanadına binmişimdir deli gönlümden...
Kıyıya vuran dalgalar, beni düşten gerçeğe sürüklerler...
Hafif ürperirim rüzgarından.

Bir yaz akşamı, meltem okşar dalga dalga saçlarımı...
Gelir öper yanaklarımdan.
Soludukça denizi, canlanır bedenim...
Durulanır ruhum...
Özlemlerim birikir içimde...
Hep ufka hasretlik çekerim...

Bulmak istersen beni, ufka bak bir gece.
Denize yansıyacak ışığım...
Gemilerin kuyruklu yıldızı olacağım.
Gözlerimle, aşkın imzasını atacağım pırıl pırıl denizlere...
Görürsen, hatırlayacaksın...
Hani, o senin hep yanıp sönen ateş böceğin.
Adını şimdi yakamoz koymuşlar...