Farklı bir bahar geliyordu... Umutsuz bulutları üzerinden üfleyen güneş, sanki sadece bana gülümsüyordu. Her sabah balkonuma gelen kuşlarıma fısıldadığım müjdemi, doğa çoktan duymuş olmalı ki ağaçlar yaprak yaprak kollarını açıp beni kucakladı. Çimenler, papatyalar ile güle oynaya çoğalıp yürüdüğüm yollarımı dokudular. Deniz, kıyılarına vuran çocuk seslerini duymayı ümitle, sessizce beklerken sen gelecektin ilk.
Sen geleceksin diyeydi tüm hazırlıklar. Bir hayat doğuyordu hayatımın içinde. Bir can ortak oluyordu ömrüme. Daha önce hiç bahsi dahi geçmemiş efsaneydin, benim efsanem...Kelimelere sığmayan tarif edilemeyen mutluluktun. Öyle bir kıvılcımı ateşledin ki, yaşam seninle çoğaldı.
Sen geliyordun. Gelmene az kalmıştı ama ben zamanı, sana göre ayarlayamıyordum. Her an içimden çıkıvercekmişsin gibi heyecanla yanıp tutuşuyordum. Nasıl heyecanlanmazdı ki insan, elimi karnıma koyduğum her an kalp sesini duyuyor, hareketlerini hissediyordum. Seni kollarıma alacağım,o mis gibi tenini tenime değdireceğim günler hasretimdi. Sıla özlemi ile bekliyordum seni.
Beklediğim o tarih geldi. 26 Mart 2011. Ve “sen” geldin. Sen geldikten sonra tarih değişti, senden önce ve sonra diye hayatlar ikiye bölündü.Miladım oldun bebeğim. Herşey, yeniden ve en baştan seninle başladı.
Sen gelince dünyalar benim oldu. Ömürümü sana adadım bebeğim.
Sen geldikten sonra, ne o eski zaman,ne o eski ben vardım artık. Ben senle büyüdüm, yenilendim, anne oldum bebeğim.
Üzerinden gözlerimi alamadığım,seni hep sevgiyle yoğurduğum ilahi bir aşk oldun. Birbirimize baktıkça aşkımız büyüdü, birbirimize benzer olduk. Doğduğunda lacivert olan gözlerin bile bana baka baka açık kahverengiye döndü. Sen benim uydum, ben ise senin dünyan oldum.
Doğduğundan bugüne, hiç değişmedi o annelik evhamlarım.Söyleyeceğim her güzel sözle nazar değmek endişesindeyim.Kötülük, sana erken uğramasın istiyorum, sana zarar gelmesin. Öyle korunmasızsın ki kıyamıyorum sana. Sen benim meleğimsin.
Işıl ışıl merakla etrafa bakan gözlerin, hokka gibi burnun, kızları bile kıskandıracak güzel dudakların olmasaydı ve sahip olmayı çok arzuladığım oğlum olmasaydın gene anne yüreğimle çok severdim seni. Ay parçam, fidan boylumsun benim. Güleç yüzümsün. Doktorumuzun deyimiyle çok sosyal bebeksin. Hiperaktifsin, henüz altı aylık olsan bile birden ayağa kalkacak gücün var. Hareketlerini takip edemez haldeyim. Daha emeklemeye başlamadan elimi eline verdiğimde bana tutunup ayağa kalkıp adımlar atıyorsun. Sana bayılıyorum. Babana benzersen, bu gidişle dokuz ayda yürüyeceksin.Ya çıkardığın o seslere ne demeli... Seni “eee... eee...” diye sallayıp uyuturken,benden öğrenmiş olmalısın ki uykun başına vurduğunda eline emziği de alıp hadi beni uyut der gibi “eee...eee” diye yüksek sesle söylenmeye başlıyorsun. En son da benim mam ma mam ma tekrarlarımdan sonra “ Mamma” demeyi öğrendin. Benim akıllı fındık kurdum. Güzel laftan ve kötü laftan da anlıyor ona göre mimik değiştiriyorsun. Kötü giyinmiş güneş gözlüklülerden bir de sana bağırarak güya sevgi gösterisi yapanlardan pek hoşlanmıyorsun. Kollarını açıp ayaklarını pata pata diye hızlıca bisiklet çevirir gibi vurmaya başladığında ise anlıyorum ki anne beni kucağına al diyorsun. Yokluğumu farkedince, en acı çığlığı basıp ağlamaya başlıyorsun. Yalnızlık, açlık bir de o kahrolası ateş olmasa hep mutlu, güleçsin. Her sabah günaydın ritüellerimiz var seninle. Aynaya bakıp günaydın şarkımızı söylüyor pencereden kuşlara, ağaçlara, insanlara, yolda kim varsa gördüğümüz günaydın demeyi ihmal etmiyoruz. Olayları, nesneleri sanki sen anlayacakmışsın gibi güzel güzel sebep ve sonuçlarıyla anlatıyorum. Hatırlıyorum da, yangına giden helikopteri sana en ince detayına kadar sakin sakin anlattığımda beni dinleyen komşumuz, bunun için çok küçük değil mi diye soru yönelttiğinde bile onun şaşkınlığına aldırmadan o da büyüyecek demiştim.
Bazen konuşmasakta, tenimiz değdiğinde birbirimize kenetleniyor, çoğalan sevginle yaşama sevincimi perçinliyorsun. Sana bakınca, duruşunda, atikliğinde babanı gördüm, babanı çok sevdim. Ağlayışında, uykun geldiğinde gördüğüm bendim, kendimi sevdim. Gezmeyi seven anneannen gibiydin, tenin rahmetli dedenindi, hepsini seninle yeniden tek bir bedende sevdim. Benim paha biçilmez hazinem oldun bebeğim.
Bundan altı sene önce anne olmayı düşünüyor musun diye soranlara, ters cevaplar verirken oysa sevgiden ne kadar fakirmişim, şimdi çok iyi anladım. Meğer seninle birlikte olmaya çok geç kalmışım. Şu an sen varsın ya, doya doya sanki hayatı hiç yaşamamış gibi yaşamalıyım. Kana kana içmeliyim sevgi pınarından, paraydı puldu işti; bu geçici heveslerden, hırslardan uzak olmalıyım.
İçimdeki çocuğu da unutmadan anne olarak büyümeliyim. Seni de en iyi şekilde yetiştirmeliyim. Ben kendi defterimi artık kapattım, yeni bir defterden bembeyaz bir sayfa açtım. Şimdi bunları sadece sana yazıyorum. Bundan sonra, varsa yoksa her şey sensin.
Rengin Karasu Pöğün 2011-09-30

